EVLİLİK
En güzel aşk filmleri mutlu sonla biter. Beyazlar içinde gülücükler dağıtan gelin, yakışıklı damat, çiçekler, neşeyle atılan imzalar, alkışlar, kutlamalar, öpüşmeler…
Bir aşk daha evliliğe dönüşmüş, mutlu bir çift daha muradına ermiştir. Peki ama aşkta gelinecek son nokta gerçekten bu mudur? Kimbilir belki de evlilik mutlu bir son değil, yeni bir mücadelenin başlangıcıdır…
Aşık olduğu erkeğin kendisine evlenme teklif ettiği an, bir kadının hayatı boyunca yaşayacağı en mutlu anlardan biridir. Evlenmek, aynı evi ve ortak bir hayatı paylaşmak, onunla sürekli birlikte olabilmek… Ne kadar heyecan verici, değil mi? Sevgilileriyle birlikte yaşayan kadınlar için bile evlilik çok özel bir anlam taşır. Çünkü evlenmekle ilişkilerinin daha sağlam temellere oturacağını ve böylelikle ayrılmalarının zorlaşacağını, daha da önemlisi, sonunda toplumun anlamsız baskısından kurtulacaklarını düşünürler.Hatta birlikte yaşamayı tercih eden kadınlar bile; “Nasıl olsa birlikte yaşıyoruz. Alt tarafı bir imza!” fikrine kendilerim alıştırsalar da, zaman zaman evlilik düşlerine kendilerini kaptırıyorlar. Kısacası evlilik kadınların gayet sıcak yaklaştıktan, mutlu bir olaydır. Oysa bir imza çok şeyi değiştirebilir. Başlangıçta tatlı bir evcilik oyunu gibi başlar her şey ama sonradan anlaşılır ki, evlilik kesinlikle bir oyun değildir. Tam tersine bir kadın sevdiği erkeğin evlenme teklifine “evet” dediği anda, hayat artık onun için çok farklı bir hale gelecektir, iki insanın birlikteliğinin “resmileşmesi”, o birlikteliğe çok farklı bir boyut katar ve kadın da erkek de kendilerini sandıklarından çok daha ciddi bir olayın içinde bulurlar.
SEVDİĞİM ERKEK BU DEĞİL!
Evlenmeden önce son derece nazik, düşünceli ve kibar olan, asla kıskançlık yapmayan, birlikte yaşıyorsanız size ev işlerinde yardım eden sevgilinizin evlendikten sonra neden gittikçe daha düşüncesiz, düzensiz, kıskanç ve kaba bir insana dönüştüğünü anlamak sizin için hiç de kolay olmayabilir. Oysa bu zor bilmecenin çözümü aslında çok basit: Siz artık evlisiniz. Yani birbirinize aitsiniz. Dolayısıyla o da artık sizin üzerinizde hak sahibi… Daha doğrusu öyle olduğunu düşünüyor. Birlikte yaşarken ikiniz de; “Şu an için beraberiz” diyordunuz ama evlenmenizle birlikte sonsuza kadar beraber olacağınız fikrine alışmaya başladınız. Dolayısıyla artık birbirinizi etkilemeye çalışmanıza, sürekli tetikte olmanıza ve birbirinizi kaybetmekten korkmanıza gerek kalmadı! Evlenmeden önce onunla uzun yıllar birlikte yaşamışsanız (hatta bazı evli çiftlerden bile daha uzun) evliliğin ilişkinizi ve hayatınızı nasıl değiştirdiğini daha kolay fark edebilirsiniz. Birlikte yaşarken her şeyi yarı yarıya paylaşıyordunuz. Evdeki bazı eşyalar sizindi, bazıları ise onun.Mutfak masraflarını bölüşüyordunuz, faturaları birlikte ödüyordunuz, aynı evi paylaşan iki arkadaş gibiydiniz. Böyle bir yaşantı aslında çok daha sağlıklıdır. Çünkü iki taraf da bir noktada birbirinden bağımsızdır ve birlikte yaşamaya devam etmek istiyorlarsa birbirlerine saygı göstermek zorunda olduklarını, aralarında bir sınır olduğunu ve bu sınırı geçmenin olumsuz sonuçlar doğuracağını bilirler. Davranışlarına dikkat ederler. Ama bu “kendilerini olduklarından farklı göstermeye çalışırlar” anlamına da gelmiyor elbette. Zaten aynı evde yaşarken bu imkansızdır. Ancak yine de bazı şeylere özen gösterirler. Örneğin fazla titiz olmayan bir erkek, sevgilisiyle yaşarken en azından kendi eşyalarını toplar ve ev işlerinin bir kısmını üzerine alır. Bunu bir yerde yapmak zorundadır çünkü ortak yaşamın kurallanndan en önemlisi, taraflann eşit hak ve sorumluluklara sahip olmasıdır.
Oysa evlendikten sonra haklar ve sorumluluklar olayı biraz karışır, sınırlar silikleşir. Belki hepsinde değil ama çoğu evlilikte kadın ve erkek için önceden, toplum tarafından belirlenmiş roller vardır. Kadın istediği kadar eğitimli ve işinde başarılı olsun, istediği kadar yorulsun, evin kapısından içeri girdiği anda artık o evin hanımıdır ve ev işlerinden sorumludur. Erkeğin rolü ise çalışıp para kazanmak ve evi geçindirmek olarak belirlenmiştir. Günümüzün modern toplumunda kadın ve erkek arasındaki ayrımlar bu kadar net ve kesin olmasa da, etkileri hala sürmektedir. Hele bir de erkek kadını kendi malı olarak görmeye başlarsa kıskançlık, huzursuzluk, tartışma ve kavga dolu günler kapıya dayanmış demektir. Kısacası daha önce birlikte yaşamış çiftler için evlilikle birlikte değişen somut birşey yoktur. Ama düşüncelerin değişmesi, sahiplenme duygusunun devreye girrnesi, “nasıl olsa benimle beraber” fikrinin yerleşmesi, kaybetme korkusunu ortadan kaldırıyor. Bu da, kadınla erkek arasındaki gerilimin ve heyecanın yok olması anlamına gelir ki, bu da ilişkiyi yıpratır ve ne yazık ki sonunda da bitirir.
Önceden birlikte yaşamak gibi bir deneyimi olmamış çiftler için ise evlilik tam anlamıyla sürprizlerle doludur; güzel ve tabii kötü sürprizlerle… Onu ne kadar iyi tanıdığınızı düşünürseniz düşünün, evinde nasıl bir hayat sürdürdüğünü, nelerden hoşlanıp nelerden nefret ettiğini, düzenli ve titiz mi yoksa dağınık ve pasaklı mı olduğunu bilemezsiniz. Siz film izlemek isterken onun maç seyretmesi, siz her şeyinizi katlayıp düzgün bir biçimde dolaplara kaldırırken, onun üç gün önce üzerinden çıkardığı kazağın hala bıraktığı koltuğun üzerinde durması, evde yemek yokken ya da siz dışarıda yemek isterken onun “evde yiyelim” diye tutturması ve buna benzer daha bir sürü örnek… Gördüğünüz gibi o küçücük evlilik cüzdanı devreye girdikten sonra hayatınızda pek çok şey değişecek ve bu değişikliklerden bazıları sizi mutlu ederken bazıları da “acaba yanlış bir karar mı verdim” şüphesine düşmenize neden olacaktır.


